18 Şubat 2017 Cumartesi

Evde Yapılabilecek ek işler

Evden çalışmak belki de her çalışanın hayalidir ve çoğu kişi bunu sadece bir hayalden ibaret olduğunu düşünür. Ancak evden çalışmak günümüzde oldukça rağbet gören bir faaliyet ve temel iş veya ek iş olarak kesinlikle gelir kazandıran bir sektör. Aslında kimileri bu işi ek iş olarak değilde direk kendi işi olarak benimsemiştir buna freelancer çalışmak denir. Sizde bir freelancer çalışan olmak istiyorsanız işte siz Evden yapılabilecek işler :
Evde Yapılabilecek ek işler

1 . Makale yazarlığı yapmak

    İnternet sitelerine içerik sağlamak çoğu kişi bilmese de dünyada uzun zamandır bilinen ve yapılan bir meslek . Bilgi birikiminiz ile sürekli güncellenmesi gereken internet sitelerine içerik üretebilir ve bu işten ek gelir elde edebilirsiniz. Bunun için içeriğinizi almaya gönüllü birini bulmak ve yazım kurallarına dikkat ederek yazılar yazmanız yeterli. .Çeşitli forum sitelerini takip etmek potansiyel müşterileri bulmak için iyi bir yöntem olabilir.

2 .  Evde el ürünleri yaparak satmak

     Eğer el işlerine yönelik beceriniz varsa ve hayal gücünüze güveniyorsanız evde el işleri ile ürünler üretebilir ve bunları internet veya tezgahlar aracılığı ile satabilirsiniz. Düşük maliyetlerle elde edeceğiniz bu ürünler ile oldukça yüksek miktarda gelir elde edebilirsiniz.  Instagram gibi sosyal mecralarda üretimini yaptığınız ürünleri tanıtabilir ve müşteri çekebilirsiniz.

3 .  Anket yaparak gelir kazanma

     Evde internet üzerinden yapılabilecek işlerden biri olan anket yapma, size dakikalar içinde para kazandıran bir iş . Genel tercihleriniz hakkında ki sorulara günlük olarak cevap vererek çalışmadan gelir elde edebilirsiniz . Bunun için anket hizmeti veren sitelere iye olmanız yeterli

4.  Bakıcılık yaparak gelir kazanma

   Evinizde tam zamanlı veya belirli zamanlarda çocuk bakmak hem eğlenceli hem de gelir kazandıran bir sektör .Yakın çevrenizde bulunan çocuklara bakarak gelir kazanmak evde yapılabilecek en keyifli işlerdendir.
Evde Yapılabilecek ek işler

5. Evde tamirat yaparak gelir kazanma

    Eğer teknik bilgilere sahipseniz ve tamir edebilme kabiliyetiniz var ise evde ufak tamirat işleri yapmak tercih edilebilecek bir alan . Yakın çevrenizde bozulan ürünleri evinizde boş zamanlarınızda tamir ederek oldukça güzel kazançlar elde edebilirsiniz.

6. Çeviri yaparak gelir elde etme

   Eğer yabancı dil bilginiz çeviri yapacak düzeyde ise çeviri yapmak evde size yüksek kazançlar kazandırabilecek bir iş .İlan sitelerine ilan vererek evde çeviri yapabilirsiniz. Hatta kendinize bir internet sitesi açıp yabancı dildeki makaleleri çevirip kendi sitenizde yayımlaya bilirsiniz .

15 Şubat 2017 Çarşamba

Çocuklar için Hediye Önerileri

Yaş gününü kutlayan çocuk hem kutlamanın şekli ile hem de hediyelerle ilgili net fikirlere sahiptir. Aile ve yakın çevre için her ne kadar çocuğun hayali ön planda olsa da yine de, haklı olarak, bütçelerini aşmayacak bir hediye almak isterler. Çocuk denince akla genelde oyuncaklar gelir ancak günümüzde bu oyuncak sektörünün çok karmaşık bir halde olduğunu görüyoruz. Çok fazla reklamı yapılan oyuncaklar çocukların beyinlerine işleniyor ve bu oyuncakları istemelerine yol açıyor , hal böyle olunca fiyatlarda aşırı yüksek oluyor. Peki çocuklara ne hediye alınmalı ? İşte bilinenin aksine popüler oyuncaklardan ziyade daha çok eğitici oyuncaklar hediye olarak seçilmeli. Hem güzel bir hediye alıp onun kahramanı hemde çocuğunuzun gelişiminde faydalı bir adım atmış olursunuz.
Çocuklar için Hediye Önerileri
Sizler için hazırladığımız bu hediye fikirleri hem bütçenizi zorlamayacak hem de doğum günü çocuğunu hayal kırıklığına uğratmayacak.
İşte bazı öneriler:
  • Lego
  • Bisiklet
  • Doktorculuk seti
  • Oyuncak Mutfak ve gereçleri
  • Kostüm
  • Voice Changer (Ses değiştirici)
  • Nevresim Takımı (Bir oyuncak olmasa da sevdiği kahramanla uyumayı çok sevecektir)
  • Kalem Seti
  • Geçici Dövme
  • Müzik Kutusu
  • Dvd ve CD'ler
  • Müzikli Kitap
  • Kumbara
​Bir başka öneri de doğum günü çocuğunun bir yakınından fikir almak olabilir.

12 Şubat 2017 Pazar

Türk Geleneklerinde Spor

Türkler, tarih boyunca geniş coğrafyalara hükmetmişler ve bu durum sürekli olarak savaşa hazır olmalarını gerektirmiştir. Bu nedenle, savaşlarda başarılı olmak ve at sürmede kusursuz olabilmek amacıyla egzersizler, oyunlar ve taktik tatbikatlar geliştirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ortaya pek çok farklı spor etkinliği çıkmıştır.
Türk Geleneklerinde Spor
Türkler denildiğinde ilk akla gelen spor güreştir. Yıkma olarak da adlandırılan bu spor, her eğlence töreninde ve şölenlerde meydana çıkardı. Güreş sayesinde Türkler, yakın mücadelelerde çok daha başarılı olmuşlardır ve düşmanlarına üstünlük kurmuşlardır.
Bir diğer yaygın spor etkinliği okçuluktur. Ergenekon ve Oğuz Kağan destanlarında bahsedildiğine göre ok ve yay, dünyaya Türkler ile yayılmıştır. Türkler için okun değerini buradan anlamak bile mümkündür.
Türklerde görülen bir diğer spor etkinliği atçılık ve at yarışlarıydı. Tarihte atı ilk eğiten millet olarak bilinen Türkler, çocuklarını çok küçük yaşlardan itibaren at binmeye alıştırırlardır. At üzerinde sağlam durabilmek ve at üzerinde savaşabilmek için at yarışları düzenlenirdi. Bu amaçla her kentin bir at yarışı meydanı bulunur ve bu alanlarda haftanın belli günlerinde yarışlar düzenlenirdi. Atı olmayan erkeklere iyi gözle bakılmaz, erkekler gibi at kullanamayan kadınlar ise ayıplanırdı.
Türkler ve spor denilince akla gelen bir diğer etkinlik cirittir. Belli bir alanın içinde, takımlar halinde atlı oyuncularla oynanan bu oyun ile hem atların savaşa hazırlanması sağlanır hem de savaşçıların yeteneklerini pekiştirmesi amaçlanırdı.

10 Şubat 2017 Cuma

Orhun Yazıtları - Kitabeleri

Orhun yazıtları, Göktürk yazıtları veya Orhun Abideleri olarak da bilinen, Türkler ’in ilk alfabesi olan Göktürk alfabesi ile yazılmış olan 4 dikili taştan meydana gelmektedir. Dikili taşlardan ikisi olan ‘Bilge Kağan’ ve ‘Kültigin’ yazıtları 8.yy’da ‘Yolluğ Tigin’ tarafından Moğolistan’da Orhun Irmağı yakınlarında yazılmış; Tonyukuk yazıtları olarak bilinen diğer iki dikili taş ise ‘Tonyukuk’ tarafından Ulan Batur şehri yakınlarında bulunmuştur. Bu yazıtlar 1889 yılında tamamen tesadüfi bir şekilde keşfedilmiş; 1893 yılında ise Danimarkalı dil bilimci Wilhelm Thomsen tarafından dili, uzun uğraşlar sonucu, çözülmüştür.
Orhun Yazıtları - Kitabeleri
Bu yazıtların önemi, günümüze kadar ulaşabilen ilk yazılı eserlerimiz olmasıdır. Bu yazıtlarda kullanılan alfabenin çok karışık olduğu, taşlardaki yazıları bu alfabeyi yeni kullanan birilerinin yazamayacağı tahmin edilmekte, tarih bilimcilerce, daha öncede yazılı belgelerin bulunduğu ama günümüze ulaşamadığı düşünülmektedir.

Orhun Yazıtlarının İçeriği

Bu 4 dikili taşın bir tarafının dili yabancı dillerden uzak, yalın bir Türkçeyle yazılmış; diğer yüzü ise Çince yazılmıştır. Kimi zaman eleştirel bir dil, kimi zamansa güçlü bir hitap dili kullanılmıştır. Yazıtlarda, dağılan Göktürklerin Bilge Kağan ve Kültigin tarafından tekrar toplanıp Göktürk devletinin yeniden doğuşu anlatmaktadır.
Yazıtlar, Türk ulusunun özünü unutmaması ve birlik olması gerektiğini, düşmanlarına karşı uyanık olmalarını öğütlemiştir. Aynı zamanda sosyal devlet anlayışının dönemindeki devletlere göre oldukça gelişmiş olduğu; devletin fakir, yoksul ve aç insanlarının karnını doyurup, çıplakları giydirdiğinden ve halkını zenginleştirdiğinden bahsedilmektedir.
"Ey Türk Milleti! Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine layık ol"
diyen kitabeler, insanlık tarihinin en anlamlı yazıtlarıdır.
Sitemizde bulunan Tarih Köşesi adlı kategoriye bir yeni makale daha eklemiş bulunmaktayız , diğer yazılarımızı da inceleyip paylaşırsanız bizlere destek olmuş olursunuz.

9 Şubat 2017 Perşembe

Türklerde Ölüm ve Ölüm Sonrası Gelenekleri

Ölüm olgusu, İslamiyet öncesi Türklerde de İslamiyet’i kabul ettikten sonrada oldukça önemli bir konu olmuştur. Genelde göçebe yaşamı benimseyen eski Türkler, sıkça yer değiştirdikleri için farklı kültürlerden etkilenmişlerdir. Türk Şamanizm’i yani Tengricilik inancını benimseyen ilk Türkler, ölüme kötü ruhların sebep olduğuna inanırdı. Ancak genel olarak benimsenen, insanın ölüp canının kuş misali uçtuğu düşüncesiydi. Ölen kişiyi defin; yakma, ağaca asma ve toprağa gömme şeklinde gerçekleştirildi.


Türklerde Ölüm ve Ölüm Sonrası Gelenekleri
Ölünün mezarına et, süt gibi yiyecekler götürülüp; kişinin silahı, atı ve hatta bazen hizmetkarları öldürülüp öbür hayatta kullanılması için birlikte gömülürdü. Mezarın başına öldürdüğü kişi sayısı kadar taş koyulur, ölenin evi ve atı diğer dünyada, evsiz, yoksul kalmasın diye tahrip edilirdi. Ölen kişinin yakınları kıyafetlerini 7 gün boyunca ters giyerek yaslarını belli ederlerdi. Ayrıca daha sonraları Anadolu’da görüldüğü gibi evliya ve önemli kişilerin mezarlarına bayrak asma geleneği eski Türklerde de vardı.

Eski Türklerde bir aile reisi ölse bile ailesini koruduğuna inanılır. Bu inanca göre ailenin reisi olan baba, vefatından sonra bile ruhu ile evini, ailesini ve kendisinin himayesi altındakileri korur. Bu inanca benzer olarak da ordu komutanlarının, yabguların ve devlet adamlarının devleti, halkı ve askerleri koruduğu inancıdır.

Yuğ Törenleri

Ölenin ruhu için şaman (kam) tarafından yuğ denilen törenler yapılır ve ölünün bu dünyada olanlardan haberi olduğu düşüncesiyle, öbür dünyaya gidinceye kadar ruhunun evde dolaştığına inanılırdı. Bu yüzden ölü, bir çadıra konulur, başucunda at kurban edilip ölünün yanına gömülürdü. Türkler ölülerine aş vermeyi önemli bir görev olarak gördükleri için yuğ törenlerini düzenlerlerdi. Çövenç adı verilen helva herkese dağıtılırdı. İslamiyet’in kabulünden sonra ölünün ruhu adına aynı şekilde fakirlere helva dağıtılarak bu gelenek devam ettirilmiştir. 

Sitemizde bulunan Tarih Köşesi adlı kategoriye bir yeni makale daha eklemiş bulunmaktayız , diğer yazılarımızıda inceleyip paylaşırsanız bizlere destek olmuş olursunuz.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Eski Türklerde Atın Önemi ve Kımız

At, toynaklı bir yük hayvanıdır. Türklerde ve Moğollarda at; eti, sütü, gücü, dostluğu ve kutlu bir hayvan olarak hem halk kültüründe hem de mitolojilerde çok önemli bir yere sahipti. Türkler atı ulaşım, savaş, tarım hayatlarının her alanında kullanmışlar ve öyle önem vermişlerdir ki Türklere göre savaşta bir toplumun atlarının ölmesi, o toplumun yaşamayacağı düşüncesini doğurmuştur.
Eski Türklerde Atın Önemi ve Kımız
Türklerde devlet, at üzerinde kurulup, at üzerinde yönetilmekteydi. Ölen kişi, atı ile birlikte gömülürdü. Doğum yaparken zorluk çeken anne adayının bulunduğu yerin kapısına erkek at getirilerek kişnetilir, böylece doğum yapan annenin zorluğunun uzaklaşacağı düşünülürdü. Sünnet ve düğünlerde yemek olarak at ve keçi kesilir, insanlar hediye olarak at veya inek getirirdi.

Kımız

Kımız, kısrağın sütünün mayalanmasıyla elde edilen az şekerli, ekşi, alkol oranı bugünkü içkilere göre çok daha az olan geleneksel bir Türk içeceğidir. Bu içki, düğünlerde, eğlencelerde tüketildiği gibi ölülerin mezarlarına da “ölü aşı” adı verilen gelenek gereği bir miktar dökülürmüş. Yapımında eşek ve deve sütü de kullanılabilen kımız, bugün bile Rusya’da sağlıklı olduğu gerekçesiyle yaygın olarak tüketilmektedir.
Kımız, Anadolu Türkleri’nde haram olarak görüldüğü için içilmesi tercih edilmese de Orta Asya’daki Türklerde yapımı ve kullanımı yaygındır. Oba tarafından hep birlikte çoğunlukla yazın yapılır ve ortaklaşa olarak kullanılır. Kımız, gerçek anlamda bir içki olmadığı için kımız içki evleri de oluşmamıştır. Kımız, adeta bir dostluk içkisi, Dede Korkut Hikayeleri’ndeki tanımıyla şölenlerin süsüdür. Sitemizde bulunan Tarih Köşesi adlı kategoriye bir yeni makale daha eklemiş bulunmaktayız , diğer yazılarımızıda inceleyip paylaşırsanız bizlere destek olmuş olursunuz.

7 Şubat 2017 Salı

Eski Türklerde Kadının Yeri

Türklere dair ilk bilgiler M.Ö. 4000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Ancak Türk dillerinin hiçbirinde cinsiyet ayrımı bulunmamaktadır. Çünkü eski Türk kültüründe kadın-erkek arasında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamış; aksine kadın, varlığı itibariyle erkeğin tamamlayıcısı, onun güç ve ilham kaynağı konumunda olmuştur.
Eski Türklerde Kadının Yeri
Türk destanlarında kadın, ilahi bir varlık olarak kabul edilir. Yaratılış destanına göre dünyanın oluşumu, kadının ilham kaynağı olmasıyla meydana gelmiştir. Türklerde kutsal sayılan haklardan “analık hakkı”, “Tanrı hakkı” ile eşit derecede önemli tutulmuştur. Türk destanlarında erkekler iyi savaşan, kılıç kullanan ve ata binebilen kadınlarla evlenmeyi tercih etmiştir. Türk kadınlarının bu güçlü yanı, Bizans başta olmak üzere, pek çok farklı ülkenin hükümdarlarının Türk prensesler ile evlenmesine sebep olmuştur. Denilebilir ki eski kavimler arasında hiçbir millet, Türkler kadar kadınlara önem göstermemiştir.

Yönetici Olarak Türk Kadını

Türk aileleri tam olarak ataerkil değildi. Devlet yönetiminde Hatun onaylamadıkça Kağan’ın kararı kabul edilmezdi. Yabancı elçiler ülkeyi ziyarete geldiğinde Hatun’un da Hakan’ın yanında olması gerekirdi. Örneğin; Asya Hun devleti ile Çin arasındaki ilk barış antlaşması, Mete Han’ın eşi tarafından imzalanmıştır.
Göktürk ve Uygurlar gibi birçok Türk devletinde Kağan’ın karısı ülke yönetiminde en az eşi kadar söz sahibi olmuştur. Kadının yeri sadece yöneticiler arasında değil, halk arasında da aynı şekilde değerli ve önemlidir. Diğer devletlerde olduğu gibi Türk devletlerinde soylu kesim-halk olmak üzere bir ayrım söz konusu değildi. Çünkü bütün Türkler, Türk oldukları için zaten üstündü. Sitemizde bulunan Tarih Köşesi adlı kategoriye bir yeni makale daha eklemiş bulunmaktayız , diğer yazılarımızıda inceleyip paylaşırsanız bizlere destek olmuş olursunuz.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Kürşad ve Kırk Çerisi

Kürşad ve Kırk Çerisi

Kürşad, Göktürk hükümdarı Çulluk Kağan’ın oğludur. Türklerin bağımsızlık sevdasının ve cesaretinin simgesi haline gelmiştir. Babası, üvey annesi olan Çin Prensesi tarafından zehirlenince, Türklerden pek çok kişi esir olarak Çin sarayına götürülmüştü.
Kürşad ve Kırk Çerisi
Tavsiye yazı : Kürşad Kimdir ?
Amcası Kara Kağan ve Kürşad da esirler arasındaydı. Kara Kağan esirlik sırasında ölünce, genç veliahtlardan Sirba başa geçmişti. Çünkü Sirba Çin yanlısıydı. Sirba, Çin’in hükmü altına girmeyi hemen kabul etmişti. Bunun üzerine kırk soylu bir kurtuluş birliği kurdular ve başına Kürşad geçti. Plan gayet netti, Çin İmparatoru esir alınacak ve Türk esirler bırakılana kadar salınmayacak. İmparatorun her gece gizlice dolaştığı yerde saldırı gerçekleşecekti ancak imparator yağmur nedeniyle çıkmayınca plan değişti. Çin sarayı basılacaktı.

Çin Sarayını Basan Bir Avuç Türk

O gece korkusuz kırk çeri sarayı bastı. Yüzlerce Çin askerini bozguna uğrattılar. Ancak yağmur nedeniyle Vey Irmağı’nı aşan köprü parçalanınca kapana kısıldılar. Ancak Türk demek ölümden korkmamak demekti.
Kürşad ve çerileri yüzlerce Çinliyi yere serdiler ama arkadan binlercesi geliyordu. Son ana kadar çarpışan çeriler ve Kürşad, o gece öldü ama Türk’ün esir olarak yaşayamayacağını tüm dünyanın aklına kazıdı.
Aradan 1300 yıl geçtikten sonra Türkler bir kez daha esaretle bağımsızlığı ayıran çizgiye gelmişlerdi ve imkanlar yine kısıtlıydı. Ancak yine de bağımsızlığını kazanıp yeni bir devlet kurmayı başarmışlardı: Türkiye.
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, akıllara şu sözün doğruluğu tekrar tekrar kazınıyordu: Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır. Kürşad ve çerilerine selam olsun.